Ana Sayfa
  Hakkımda
  Kitaplarım
  Linkler
  Hikayeler
  BEĞENDİĞİM SÖZLER
  GÜLÜMSE ve DÜŞÜN
  Kaynakça
  ŞİİRLER
  MAKALELERİM
  Haberler
  Fotoğraf Galerisi
  Ziyaretçi Defteri
  İletişim
 
 
Her türlü sorunuzu buradan sorabilirsiniz.
 
 
ŞİİRLER

 

  FARKETMELİ  İNSAN! 

Farkında Olmalı İnsan…
Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.
Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen…
Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını
Fark Etmeli.
Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını
Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını
Fark Etmeli.
Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu
Fark Etmeli.
Henüz Bebekken ‘Dünya Benim!’ Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı
Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların ‘Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum
İşte!’ Dercesine Apaçık Kaldığını
Fark Etmeli.
Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli.
Baskın Yeteneğini
Fark Etmeli Sonra.
Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini,
Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini
Fark Etmeli İnsan
Ve Ölmeden E vvel Ölebilmeli.
Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte
Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini
Fark Etmeli.
Eşref-İ Mahlukat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu
Fark Etmeli.
Ve Ona Göre Yaşamalı.
Gülün Hemen Dibindeki Dikeni, Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü
Fark Etmeli.
Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde
Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını
Fark Etmeli.
Eşine ‘Seni Çok Seviyorum!’ Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü
Fark Etmeli.
Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini, Ama Arka
Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu
Fark Etmeli.
Zenginliğin Ve Bereketin, Sofradayken Önünde Biriken Ekmek
Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini
Fark Etmeli.
FARK ETMELİ.
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,O Da Bugündür.

Can YÜCEL

AĞLADIM... ÖĞRENDİM...

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek
gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar
önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el
sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da
“lezzet” kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...

MEVLANA

 

 

 MELEK
Annesi dün Zeynep"e
"Melek yavrum!"diyordu.
İşitince bu sözü
Kız merak etti sordu:
-"Melek yavrum ne demek?"
Doğrusu anlamadım
Melek kanatlı olur
Hani benim kanadım?
Cevap verdi Annesi
-Üç yavrum daha vardı
Onlar kanatlanarak
Elimden uçmuşlardı
Hepsi yalnız bıraktı
Bu talihsiz kadını.
Bari sen uçma diye
Kopardım kanadını.
Faruk Nafiz Çamlıbel

BEN
BEN, kimsesiz seyyahı, meçhuller caddesinin...
BEN, yankısından kaçan çocuk kendi sesinin...
BEN, sırtında taşıyan işlenmedik günahı;
Allah"ın körebesi, cinlerin padişahı...
BEN, usanmaz bekçisi, yolcu inmez hanların;
BEN tükenmez ormanı, ısınmaz külhanların...
BEN, kutub yelkenlisi buz tutmuş kayalarda;
Öksüzün altın bahtı, yıldızdan mahyalarda...
BEN, başı ağır gelmiş, boşlukta düşen fikir;
Benliğin dolabında, kör ve çilekeş beygir...
BEN Allah diyenlerin boyunlarında vebal;
BEN bugünküne mazi, yarınkine istikbal...
BEN, BEN, BEN; haritada deniz görmüş, boğulmuş;
Dokuz köyün sahibi, dokuz köyden kovulmuş...
Hep BEN, ayna ve hayal; hep BEN, pervane ve mum;
Ölü ve Münker-Nekir, baş dönmesi, uçurum...

(NFK)

BEN SANA MECBURUM
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin
Attila İlhan

OLMAZ MI?
Yön yön sarılmışım ne yana baksam,
Sarılan olur da saran olmaz mı?
Kim bu yüzü çizen sanatkar ressam?
Geçip de aynaya soran olmaz mı?

Bir parçacığım ben, bütüne hasret;
Zaman dönedursun o güne hasret
Ruhumsa zamanın üstüne hasret
Ebediyet boyu biran… Olmaz mı?
Necip Fazıl KISAKÜREK

BİR  UMUT
Yorgunsun , uzaklardan gelmişsin;
Yitirmişsin neyin varsa birer birer.
Bir sağlık, bir sevinç, bir umut…
Onlar da neredeyse gitti gider.

Dost bildiğin insanların yüzleri
Aynalar gibi kapkara
Suyu mu çekilmiş bulutların?
Dönmüşsün kuruyan ırmaklara

Taşlara düşen saat gibi;
Ne artı ne eksi.
Bir sağlık, bir sevinç, bir umut…
Hikaye Hepsi
Cahit Sıtkı TARANCI

BENCE
Bence sen bir delisin!
Melek yüzlü görünsen de,
Şeytanın gizli elisin!
Mahzunluğa bürünsen de,
Bence sen bir delisin!

Bence sen bir nankörsün!
Bana baygın baksan da öyle,
Bence sen bir körsün!
Çıkar üzerinden beni,
Gerçeği herkes görsün!

Bence seninle olmaz bu iş!
Yürümez yani anlayacağın…
Bence seninle finiş!
Israr etme boşuna dostum,
İniş başladı iniş!
Bence seninle finiş!
Yurdagül Esenyel

ÜÇ DERDİM VAR
Vara vara vardım ol kara taşa
Hasret ettin beni kavim kardaşa.
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa?
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.

Nice sultanları tahttan indirdi,
Nicesinin gül benzini soldurdu.
Nicelerin gelmez yola gönderdi.

Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.

Karacoğlan derki; kondum göçülmez,
Acıdır ecel şerbeti içilmez.
Üç derdim var, birbirinden seçilmez:
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.
Karacoğlan

KUYRUKLU ŞİİR
Uyuşamayız, yollarımız ayrı:
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi
Senin yiyeceğin kalaylı kapta
Benimki aslan ağzında
Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.

Ama seninki de kolay değil kardeşim,
Kolay değil hani,
Böyle kuyruk sallamak Allah’ın günü
Orhan Veli KANIK

YATTIĞIM KAYA
Bu akşam o kadar durgun ki sular,
Gömül benim gibi kedere diyor,
İçimde maziden kalma duygular;
Ağla, geri gelmez günlere diyor

Ey gönül, gidenden ümidini kes!
Kaçan bir hayale benziyor herkes…
Sanki kulağıma gaipten bir ses,
Buluşmalar kaldı mahşere diyor.

Enginden engine koşarken rüzgar
Bende bir yolculuk heyecanı var.
Yattığım kayaya çarpan dalgalar
Çıkıver bir sonsuz sefere diyor
Necip Fazıl KISAKÜREK

BEKLENEN
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan bir günahı;
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehminde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?
N.F.K

YALNIZ
Yalnızlık paylaşılmaz
Paylaşılırsa yalnızlık olmaz
Yanar sobasında
Yalnızın üşüyen bakışları
Lambasında karanlığa dönük
Bir ışık titrek sönük sönük
Penceresi dışına kapanmıştır
Kapısı içine örtük
Bir sözde saklanmış bir yalanı
Bir gözde okuduğundan
Bakmaz kendi gözlerine bile
Özdemir ASAF

BU DEVİRDE
Sevdiğim cepten aramış beni,
Ulaşamayınca çok kızmış…
Yürekten arasaydı bulurdu;
Çok tembel bir kızmış;
İnan ki içime oturdu!

Her şey çok basit şimdi, Aşklar da…
Sahte sevgiler kontör kontör
Uçuşuyor çarşı pazarda…
Bu devirde evlenebilmek için,
Biraz kör olmak lazım, kör!
Recep CUMHUR

ALIŞIRSIN
Alışırsın arkadaş, alışırsın…
Çileye, hileye, Silleye…
Susuzluya, uykusuzluğa…
Mutsuzluğa, umutsuzluğa…
Hesapta olmayan pürüzlere,
Kötü sürprizlere…
Paşaya, maşaya, Ayşe’ye…
Her şeye ama her şeye
Mazeret bulmaya çalışırsın.
Bundan daha da ütesi,
Alışmaya bile alışırsın.
Mustafa KÖKSAL

TEL VE KIL
Saçının tellerine ne şiirler yazıyordu!
Evleneli henüz beş yıl olmuştu,
Yazık, o şiirler yazılan saç teli
Kuru fasulyeden çıkınca kıl olmuştu!
Mahir PEKŞEN

FANİ DÜNYA
Kuru bir kemik dünya,
Kemiren kemirene!
Her şey faniymiş güya!
Semiren semirene

Aklına bunca hile,
Gelmez şeytanın bile!
Özgürlük vaadiyle
Sömüren sömürene

Kimi haklı, bocalar
Kimi hak diye çalar
Devrim diye ne çamlar,
Deviren devirene!

İşte rahmet eli bak!
Hani öpecek dudak?
Dünya sanki fırıldak
Çeviren çevirene!
Hasan TURGUT

KENDİ HALİNDE
Herşey kendi halinde;
Gökyüzü, güneş, insanlar…
Çiçekler, böcekler,kendi halinde…
Kapımızın önündeki simitçi,
Sokak başındaki berber,
Sabah yedide geçen sütçü,
Okula giden çocuk,
Üst komşumuz Ayşe Teyze,
Camiden dönen Hacı Amca kendi halinde.
Sen kendi halindesin gülüm…
Her şey kendi halinde velhasıl…
Bir ben kendi halimde değilim,
Senin halindeyim;
Sensizliği nedeyim?
İhsan KIZILTOPRAK

SÜRPRİZ
Tam da alışmışken hayata
Koşarken azimle nefes nefese
Dalmışken dolu dolu yaşamaya
Problem hakkı tanımışken herkese
Alışmışken güneşe, aya
İyi bir çevre edinmişken
Sevmişken stresimi bile
Tam da yürek yaram dinmişken
Tatlıyken bana her çile
Affedilmezlerle barışmışken
Ailem varken sımsıcak
Kendi işimi kurmuşken
Turnayı gözünden vurmuşken
Önemli bir ihale varken
Rakipleri kavurmuşken
Kalkmak üzereyken uçak
Bana açıkken her kucak
Hiç  umulmadık bir anda
Azrail bana SÜRPRİZ yapacak.
Sinan GÜLŞEN

GÜZEL GÖRÜNÜR
Arzu iplik, sevgi nakış;
Ördükçe güzel görünür.
Gönül gözü ile bakış,
Gördükçe güzel görünür.

Zaman ince esen yeldir;
Hayat ağaç, günler daldır.
Mutluluk uzun yoldur,
Vardıkça güzel görünür.

Tatlı söz dil arasında,
Diken var gül arasında,
Hatıra yıl arasında
Durdukça güzel görünür.

İnsanı yaşatan hava.
Tatlı sözdür derde deva.
Herkes hayalinde yuva
Kurdukça güzel görünür.

Şeref der ki, başka yandan;
Kervanım ayrıldı handan.
Seven sevdiğini candan
Sardıkça güzel görünür.
Şerafettin TAŞLIOVA

DUDAK PAYI
Çay bardağında
Bırakılan dudak payı
Kadar bile
Uzak kalamam
Gözlerine

Yakın olsun isterim
Ellerime ellerin
Yanımdaki beton binaya
Yaslanması gibi
Köhne bir evin

Seni bir çivi
Gibi çaktım
Çünkü beynime
Ve toplayıp
Bütün kerpetenleri
Attım denize
Sunay AKIN

NASILSIN?
“Nasılsın?”diye soruyorsun
Tek kontörlük mesajında
Ben silik bir fotokopiyim.
Sen asılsın!
Seni benden ayıran,
Çağlayan Meydanı’nda asılsın!
Haddi mi var ki başka bir kalp
Sana asılsın?
Vuslata ermeden ölürsem,
Bu şiirim yüreğine asılsın!
Çünkü benim için
Ebediyen bitmeyecek fasılsın!
Şimdi ben soruyorum sana;
“Nasılsın?”
Ünal ŞENER


 SEVMEKTE KULLAN KENDİNİ

Be adam! Nefreti bırak,
Sevmekte kullan kalbini!
Ruhun beka(sonsuzluk) arıyor bak
Sevmekte kullan kalbini!

Beden dilinden zehir saçar,
Şeytan bile senden kaçar!
Olmadan belaya düçar,
Sevmekte kullan kalbini!

Nedir Hakk"a bu mesafen?
Giyeceksin yarın kefen!
Bir kerecik olsun lütfen
Sevmekte kullan kalbini!

Aklın hep şerde marazda;
Ne var kinde ve garazda?
Zahmet olacak biraz da
Sevmekte kullan kendini.
Aşık Hudai

RENKLİ

Doğduğumda siyahtım;
Büyürken siyahtım,
Güneşe çıktığımda siyahtım,
Korkunca siyahtım,
Hastayken siyahtım,
Öldüğümde hala siyahım!

Ve sen beyaz çocuk;

Doğduğunda pembesin,
Büyürken beyazsın,
Güneşe çıktığında kırmızı,
Üşüdüğünde mor,
Korktuğunda sarı,
Hastayken yeşil,
Öldüğünde de grisin!

Sen şimdi bana hala
RENKLİ mi diyorsun?

(Afrikalı Zenci bir çocuğun bu şiiri 2005"te "Dünyanın En İyi Şiiri" seçildi.)

CAN YÜCEL"den...
Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin...
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana
gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine,
seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla ,köpek görürsen okşa ,
çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı? 
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
yüzünde güller açtıracak.

Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan  olsun..

Arkadaşım
hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!


AYRILIK VAKTİ
Akşamı getiren sesleri dinle,
Dinle de gönlümü alıver gitsin!
Saçlarımdan tutup kor gözlerinle,
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin!

Güneşte köye in, beni bırakta;
Küçüle küçüle kaybol ırakta…
Şu yolu dönerken arkana bak da,
Köşede bir lahza kalıver gitsin!

Ümidim yılların seline düştü,
Saçının en titrek teline düştü,
Kuru yaprak gibi eline düştü,
İstersen rüzgara salıver gitsin!
N.F.K

AŞK
Aşk dediğin nedir ki?
Tenden, bedenden sıyrık...
Çocukların içinde
Yaşadığı bir çığlık.

Aşk dediğin nedir ki?
Histen, nefesten varlık…
Umutsuzluk içinde
Karanlığa son ıslık.
Ahmet Hamdi TANPINAR

NEYİME?
Bu yerlerde sen vardın, hayat vardı;
Şimdi mevsim yazmış, kışmış, neyime?
Duydum saçlarını örgü yapmışsın;
Pembe fistan çok yakışmış neyime?

Artık bomboş Beylerbeyi nde dizim;
Kadıköy bizimdi, Üsküdar bizim…
Sen yoksan yanımda, ahh iki gözüm;
Şimdi moda ince kaşmış neyime?

Duydun mu saçıma aklar karışmış?
Ayşe teyze kocasıyla barışmış…
Heybeli de kara gözler yarışmış;
En güzeli şen bakışmış, neyime?

Bende hatırası eski bir resim;
Varsın uzaklarda bitsin nefesim!
Çünkü artık parçalanmış kafesim;
Yar gönülden uçan kuşmuş neyime?
İbrahim DAMAR
 

HALK BÖYLE İSTİYOR
Sevgili Oğlum
Bugün tam 17 yaşındasın
Görüyorum ki artık
Herşeyin farkındasın
Ama ne zaman ararsam seni
Ya diskoda
Ya barda
Ya da TV karşısındasın
Haklısın oğlum
Devir artık bu devir
Sen de çemberini çağına göre çevir
Senin neyine resim roman şiir
Senin sanat vesair
Ne diyor meşhur TV büyükleri
Vur patlasın çal oynasın
Devir artık bu devir

Nasılsa
Son düğmesi de koptu insanlığın
Vefa can çekişiyor arka sokaklarda
Umut mendil sallıyor giden trenlerin ardından
Onur adres arıyor mezarlıkların ardından
Dostluklar çöp tenekelerinde sahipsiz
Ve anahtar teslimi aşklar satılık köşe başlarında,
Hem de üç kuruş mutluluklara...

Ama sen de haklısın.
Sana mı kaldı
Kurtarmak vatanı?
Sana mı kaldı
Uyandırmak yatanı?
Sana mı kaldı
Duvara yapıştırmak
Bu memleketi satanı?
Anasını ağlatanı...

Gel görki oğlum!
Senin de kurtuluşun yok bu gidişle
Ne etsen, ne yapsan
Bir düğün bir bayram
Bir lale devri
Hangi ekrana baksan...

Kim kiminle evleniyor?
Kim kiminle çıldırıyor?
Kim kime daldan dala
Gelinim olur musun? diyor
Kimisi sahte gelin
Kimisi zengin bir prens
Kimisi de insanlıktan bir yudum nefes
Bekliyor da bekliyor
Bak hergün ayrı bir kanalda
Bambaşka bir "ünlüler çiftliği"
Her kanalda şöhret olmanın dayanılmaz hafifliği
Ve işte böyle
Pazara dökülüyor bir bir
Herkesin yumak yumak ipliği
Yıllar varki oğlum
Birileri işte
Bizi hep böyle gözetliyor...
Ve sen de görüyorsun ki
Bu sahneler
Bizi ne güzel özetliyor

Kimin umurunda yarınlar
Kimin umurunda çocuklar
Kimin umurunda bu isyankar çığlıklar
Bir kavgadır
Bir yarıştır
Bir rezalettir gidiyor
Kime sorsan
Cevaplar dünden hazır
Halk böyle istiyor oğlum
Gel görki
Bir reyting uğruna
Ne güneşler batıyor oğlum
Ne güneşler batıyor...

EN GÜZEL SONBAHARDA AĞLANIR

Size şiirler söyleyecektim

Saçlarımda ay ışığıyla gelip
Yetim bir yakamoz gibi
Sokulup rüyalarınıza
İki kaşınızın ortasından öpecektim
Uçurum gibi mısralar dudaklarımda

Korkmayın diyecektim;
Korkmayın en fazla sizin de uykunuz kaçar
Yüreğimde demledim ateş gibi çayınızı
En güzel çiçekler uçurumlarda açar


Size şiirler söyleyecektim

Dudaklarımı kanatmasaydı
Gözyaşınızdan bana düşen sır
Gölgem büyürken kaldırımlarınızda
Biliyordum beklediğinizi perdelerin arkasında
Kahvenin telvesine sorduğunuzu beni
Adımın yasak olduğu odalarınızda

Korkmayın diyecektim;
Korkmayın en fazla sizin de uykunuz kaçar
Ürkek olmazdı bu kadar mısralarım
İki şehrin arasında vurulmasaydı kuşlar


Size şiirler söyleyecektim

Yaşlı yanaklarınıza dokunur gibi
Ayaklarım namahrem sokaklarınızı çiğnerken
Kundaklanmasaydı Kafdağı
Şu taş duvar olmasaydı mesela
Eski bir şarkının çarpıp yankılandığı
Düşmeseydi gölgeniz yollarıma
Aylardan eylül olmasaydı
Hüznün bir adı da sonbahar

Korkmayın diyecektim;
Korkmayın en fazla sizin de uykunuz kaçar
Ama en güzel sonbaharda ağlanır
Dökülürken ömrünüzden ateş renkli yapraklar
Sahan ÇOKER

MESNEVİ

Yazık ki akşam oldu biz yine yalnız kaldık

Bir kıyısı görünmez denize daldık

Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede

ALLAH"ın denizinde ALLAH"tan uzak kaldık...

(Mevlana)

GİDENLER

Niceleri geldi , neler istediler,
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler:
Sen hiç gitmeyecek gibisin , değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler

(Ömer Hayyam)

GAYRET
Kapattık bazı kapıları dostlar…

Kör bir kilit vurduk üzerlerine..

Şimdi açılırlar mı yeniden, en tılsımlı sözleri söylesek?..

Yahut yeni kapılar açsak, kaybettiklerimizin peşine düşsek..

Kör kilitli kapıları açmak gerek dostlar..

Biraz cesaret gerek belki..

Gerçeklerle yüzleşmeye cesaret, gerçekleri kabullenmeye cesaret..

Ve gayret, ve gayret…

 

 

En uzak mesafe
ne Afrika"dır,
ne Çin,
ne Hindistan,
ne seyyareler,
ne de yıldızlar geceleri ışıldayan...
En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir birbirini anlamayan.....

Can Yücel
 Yalnızlığa dayanırım da,
Bir başınalığa asla,
Yaşlanmak hoş değil,
Duvarlara baka baka.
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla,
Ama;
""Günün aydın,
Akşamın iyi olsun""
Diyen biri olmalı.
Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.
Yoksa zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta karıştırıp,
Bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama ""Çaya kaç şeker alırsın?""
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...

CAN YÜCEL
 

 

Ana Sayfa| Hakkımda| Kitaplarım| Linkler| MAKALELERİM| Fotoğraf Galerisi| Ziyaretçi Defteri| İletişim|
Atak Teknoloji Merkezi