FARKETMELİ İNSAN!
Farkında Olmalı İnsan… Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı. Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen… Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını Fark Etmeli. Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını Fark Etmeli. Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu Fark Etmeli. Henüz Bebekken ‘Dünya Benim!’ Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların ‘Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!’ Dercesine Apaçık Kaldığını Fark Etmeli. Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli. Baskın Yeteneğini Fark Etmeli Sonra. Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini, Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini Fark Etmeli İnsan Ve Ölmeden E vvel Ölebilmeli. Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini Fark Etmeli. Eşref-İ Mahlukat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu Fark Etmeli. Ve Ona Göre Yaşamalı. Gülün Hemen Dibindeki Dikeni, Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü Fark Etmeli. Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını Fark Etmeli. Eşine ‘Seni Çok Seviyorum!’ Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü Fark Etmeli. Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini, Ama Arka Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu Fark Etmeli. Zenginliğin Ve Bereketin, Sofradayken Önünde Biriken Ekmek Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini Fark Etmeli. FARK ETMELİ. Ömür Dediğin Üç Gündür, Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür, O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,O Da Bugündür.
Can YÜCEL
AĞLADIM... ÖĞRENDİM...
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum. Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. Karanlığı gördüm, korktum. Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi... Ağladım.
Yaşamayı öğrendim. Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.
Zamanı öğrendim. Yarıştım onunla... Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...
İnsanı öğrendim. Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu... Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
Sevmeyi öğrendim. Sonra güvenmeyi... Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.
İnsan tenini öğrendim. Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu... Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
Evreni öğrendim. Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim. Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.
Ekmeği öğrendim. Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini. Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.
Okumayı öğrendim. Kendime yazıyı öğrettim sonra... Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
Gitmeyi öğrendim. Sonra dayanamayıp dönmeyi... Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta... Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım. Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.
Düşünmeyi öğrendim. Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim. Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.
Namusun önemini öğrendim evde... Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu; gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.
Gerçeği öğrendim bir gün... Ve gerçeğin acı olduğunu... Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da “lezzet” kattığını öğrendim.
Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim. Olur ya ... Kalp durur ... Akıl unutur ... Ben dostlarımı ruhumla severim. O ne durur, ne de unutur ...
MEVLANA
MELEK Annesi dün Zeynep"e "Melek yavrum!"diyordu. İşitince bu sözü Kız merak etti sordu: -"Melek yavrum ne demek?" Doğrusu anlamadım Melek kanatlı olur Hani benim kanadım? Cevap verdi Annesi -Üç yavrum daha vardı Onlar kanatlanarak Elimden uçmuşlardı Hepsi yalnız bıraktı Bu talihsiz kadını. Bari sen uçma diye Kopardım kanadını. Faruk Nafiz Çamlıbel
BEN BEN, kimsesiz seyyahı, meçhuller caddesinin... BEN, yankısından kaçan çocuk kendi sesinin... BEN, sırtında taşıyan işlenmedik günahı; Allah"ın körebesi, cinlerin padişahı... BEN, usanmaz bekçisi, yolcu inmez hanların; BEN tükenmez ormanı, ısınmaz külhanların... BEN, kutub yelkenlisi buz tutmuş kayalarda; Öksüzün altın bahtı, yıldızdan mahyalarda... BEN, başı ağır gelmiş, boşlukta düşen fikir; Benliğin dolabında, kör ve çilekeş beygir... BEN Allah diyenlerin boyunlarında vebal; BEN bugünküne mazi, yarınkine istikbal... BEN, BEN, BEN; haritada deniz görmüş, boğulmuş; Dokuz köyün sahibi, dokuz köyden kovulmuş... Hep BEN, ayna ve hayal; hep BEN, pervane ve mum; Ölü ve Münker-Nekir, baş dönmesi, uçurum...
(NFK)
BEN SANA MECBURUM Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur? Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun
Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin Attila İlhan
OLMAZ MI? Yön yön sarılmışım ne yana baksam, Sarılan olur da saran olmaz mı? Kim bu yüzü çizen sanatkar ressam? Geçip de aynaya soran olmaz mı?
Bir parçacığım ben, bütüne hasret; Zaman dönedursun o güne hasret Ruhumsa zamanın üstüne hasret Ebediyet boyu biran… Olmaz mı? Necip Fazıl KISAKÜREK
BİR UMUT Yorgunsun , uzaklardan gelmişsin; Yitirmişsin neyin varsa birer birer. Bir sağlık, bir sevinç, bir umut… Onlar da neredeyse gitti gider.
Dost bildiğin insanların yüzleri Aynalar gibi kapkara Suyu mu çekilmiş bulutların? Dönmüşsün kuruyan ırmaklara
Taşlara düşen saat gibi; Ne artı ne eksi. Bir sağlık, bir sevinç, bir umut… Hikaye Hepsi Cahit Sıtkı TARANCI
BENCE Bence sen bir delisin! Melek yüzlü görünsen de, Şeytanın gizli elisin! Mahzunluğa bürünsen de, Bence sen bir delisin!
Bence sen bir nankörsün! Bana baygın baksan da öyle, Bence sen bir körsün! Çıkar üzerinden beni, Gerçeği herkes görsün!
Bence seninle olmaz bu iş! Yürümez yani anlayacağın… Bence seninle finiş! Israr etme boşuna dostum, İniş başladı iniş! Bence seninle finiş! Yurdagül Esenyel
ÜÇ DERDİM VAR Vara vara vardım ol kara taşa Hasret ettin beni kavim kardaşa. Sebep ne gözden akan kanlı yaşa? Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.
Nice sultanları tahttan indirdi, Nicesinin gül benzini soldurdu. Nicelerin gelmez yola gönderdi.
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.
Karacoğlan derki; kondum göçülmez, Acıdır ecel şerbeti içilmez. Üç derdim var, birbirinden seçilmez: Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm. Karacoğlan
KUYRUKLU ŞİİR Uyuşamayız, yollarımız ayrı: Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi Senin yiyeceğin kalaylı kapta Benimki aslan ağzında Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.
Ama seninki de kolay değil kardeşim, Kolay değil hani, Böyle kuyruk sallamak Allah’ın günü Orhan Veli KANIK
YATTIĞIM KAYA Bu akşam o kadar durgun ki sular, Gömül benim gibi kedere diyor, İçimde maziden kalma duygular; Ağla, geri gelmez günlere diyor
Ey gönül, gidenden ümidini kes! Kaçan bir hayale benziyor herkes… Sanki kulağıma gaipten bir ses, Buluşmalar kaldı mahşere diyor.
Enginden engine koşarken rüzgar Bende bir yolculuk heyecanı var. Yattığım kayaya çarpan dalgalar Çıkıver bir sonsuz sefere diyor Necip Fazıl KISAKÜREK
BEKLENEN Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar. Ne de şeytan bir günahı; Seni beklediğim kadar.
Geçti istemem gelmeni, Yokluğunda buldum seni; Bırak vehminde gölgeni, Gelme, artık neye yarar? N.F.K
YALNIZ Yalnızlık paylaşılmaz Paylaşılırsa yalnızlık olmaz Yanar sobasında Yalnızın üşüyen bakışları Lambasında karanlığa dönük Bir ışık titrek sönük sönük Penceresi dışına kapanmıştır Kapısı içine örtük Bir sözde saklanmış bir yalanı Bir gözde okuduğundan Bakmaz kendi gözlerine bile Özdemir ASAF
BU DEVİRDE Sevdiğim cepten aramış beni, Ulaşamayınca çok kızmış… Yürekten arasaydı bulurdu; Çok tembel bir kızmış; İnan ki içime oturdu!
Her şey çok basit şimdi, Aşklar da… Sahte sevgiler kontör kontör Uçuşuyor çarşı pazarda… Bu devirde evlenebilmek için, Biraz kör olmak lazım, kör! Recep CUMHUR
ALIŞIRSIN Alışırsın arkadaş, alışırsın… Çileye, hileye, Silleye… Susuzluya, uykusuzluğa… Mutsuzluğa, umutsuzluğa… Hesapta olmayan pürüzlere, Kötü sürprizlere… Paşaya, maşaya, Ayşe’ye… Her şeye ama her şeye Mazeret bulmaya çalışırsın. Bundan daha da ütesi, Alışmaya bile alışırsın. Mustafa KÖKSAL
TEL VE KIL Saçının tellerine ne şiirler yazıyordu! Evleneli henüz beş yıl olmuştu, Yazık, o şiirler yazılan saç teli Kuru fasulyeden çıkınca kıl olmuştu! Mahir PEKŞEN
FANİ DÜNYA Kuru bir kemik dünya, Kemiren kemirene! Her şey faniymiş güya! Semiren semirene
Aklına bunca hile, Gelmez şeytanın bile! Özgürlük vaadiyle Sömüren sömürene
Kimi haklı, bocalar Kimi hak diye çalar Devrim diye ne çamlar, Deviren devirene!
İşte rahmet eli bak! Hani öpecek dudak? Dünya sanki fırıldak Çeviren çevirene! Hasan TURGUT
KENDİ HALİNDE Herşey kendi halinde; Gökyüzü, güneş, insanlar… Çiçekler, böcekler,kendi halinde… Kapımızın önündeki simitçi, Sokak başındaki berber, Sabah yedide geçen sütçü, Okula giden çocuk, Üst komşumuz Ayşe Teyze, Camiden dönen Hacı Amca kendi halinde. Sen kendi halindesin gülüm… Her şey kendi halinde velhasıl… Bir ben kendi halimde değilim, Senin halindeyim; Sensizliği nedeyim? İhsan KIZILTOPRAK
SÜRPRİZ Tam da alışmışken hayata Koşarken azimle nefes nefese Dalmışken dolu dolu yaşamaya Problem hakkı tanımışken herkese Alışmışken güneşe, aya İyi bir çevre edinmişken Sevmişken stresimi bile Tam da yürek yaram dinmişken Tatlıyken bana her çile Affedilmezlerle barışmışken Ailem varken sımsıcak Kendi işimi kurmuşken Turnayı gözünden vurmuşken Önemli bir ihale varken Rakipleri kavurmuşken Kalkmak üzereyken uçak Bana açıkken her kucak Hiç umulmadık bir anda Azrail bana SÜRPRİZ yapacak. Sinan GÜLŞEN
GÜZEL GÖRÜNÜR Arzu iplik, sevgi nakış; Ördükçe güzel görünür. Gönül gözü ile bakış, Gördükçe güzel görünür.
Zaman ince esen yeldir; Hayat ağaç, günler daldır. Mutluluk uzun yoldur, Vardıkça güzel görünür.
Tatlı söz dil arasında, Diken var gül arasında, Hatıra yıl arasında Durdukça güzel görünür.
İnsanı yaşatan hava. Tatlı sözdür derde deva. Herkes hayalinde yuva Kurdukça güzel görünür.
Şeref der ki, başka yandan; Kervanım ayrıldı handan. Seven sevdiğini candan Sardıkça güzel görünür. Şerafettin TAŞLIOVA
DUDAK PAYI Çay bardağında Bırakılan dudak payı Kadar bile Uzak kalamam Gözlerine
Yakın olsun isterim Ellerime ellerin Yanımdaki beton binaya Yaslanması gibi Köhne bir evin
Seni bir çivi Gibi çaktım Çünkü beynime Ve toplayıp Bütün kerpetenleri Attım denize Sunay AKIN
NASILSIN? “Nasılsın?”diye soruyorsun Tek kontörlük mesajında Ben silik bir fotokopiyim. Sen asılsın! Seni benden ayıran, Çağlayan Meydanı’nda asılsın! Haddi mi var ki başka bir kalp Sana asılsın? Vuslata ermeden ölürsem, Bu şiirim yüreğine asılsın! Çünkü benim için Ebediyen bitmeyecek fasılsın! Şimdi ben soruyorum sana; “Nasılsın?” Ünal ŞENER
SEVMEKTE KULLAN KENDİNİ
Be adam! Nefreti bırak, Sevmekte kullan kalbini! Ruhun beka(sonsuzluk) arıyor bak Sevmekte kullan kalbini!
Beden dilinden zehir saçar, Şeytan bile senden kaçar! Olmadan belaya düçar, Sevmekte kullan kalbini!
Nedir Hakk"a bu mesafen? Giyeceksin yarın kefen! Bir kerecik olsun lütfen Sevmekte kullan kalbini!
Aklın hep şerde marazda; Ne var kinde ve garazda? Zahmet olacak biraz da Sevmekte kullan kendini. Aşık Hudai
RENKLİ
Doğduğumda siyahtım; Büyürken siyahtım, Güneşe çıktığımda siyahtım, Korkunca siyahtım, Hastayken siyahtım, Öldüğümde hala siyahım!
Ve sen beyaz çocuk;
Doğduğunda pembesin, Büyürken beyazsın, Güneşe çıktığında kırmızı, Üşüdüğünde mor, Korktuğunda sarı, Hastayken yeşil, Öldüğünde de grisin!
Sen şimdi bana hala RENKLİ mi diyorsun?
(Afrikalı Zenci bir çocuğun bu şiiri 2005"te "Dünyanın En İyi Şiiri" seçildi.)
CAN YÜCEL"den... Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama Yarım saat erkene kurulsun saatin. Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin.. Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin... Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin... Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin. Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart, Çek kızarmış ekmek kokusunu içine, Bak güzelim kahvaltının keyfine. Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis, Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin.. Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile. Sonra koş git işine, dünden, önceki günden, Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla, Ohhh şöyle bir hafifle Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa... Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak Çiçek görürsen kokla ,köpek görürsen okşa , çocuk görürsen yanağından makas al. Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı, hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı? Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi? Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor.. Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun.. Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun.. Saklama tabakları, bardakları misafire Sizden ala misafir mi var bu dünyada Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil, Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının.. Gece evinde, dostların olsun Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..
Arkadaşım hayat bu daha ne olsun? Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!
AYRILIK VAKTİ Akşamı getiren sesleri dinle, Dinle de gönlümü alıver gitsin! Saçlarımdan tutup kor gözlerinle, Yaşlı gözlerime dalıver gitsin!
Güneşte köye in, beni bırakta; Küçüle küçüle kaybol ırakta… Şu yolu dönerken arkana bak da, Köşede bir lahza kalıver gitsin!
Ümidim yılların seline düştü, Saçının en titrek teline düştü, Kuru yaprak gibi eline düştü, İstersen rüzgara salıver gitsin! N.F.K
AŞK Aşk dediğin nedir ki? Tenden, bedenden sıyrık... Çocukların içinde Yaşadığı bir çığlık.
Aşk dediğin nedir ki? Histen, nefesten varlık… Umutsuzluk içinde Karanlığa son ıslık. Ahmet Hamdi TANPINAR
NEYİME? Bu yerlerde sen vardın, hayat vardı; Şimdi mevsim yazmış, kışmış, neyime? Duydum saçlarını örgü yapmışsın; Pembe fistan çok yakışmış neyime?
Artık bomboş Beylerbeyi nde dizim; Kadıköy bizimdi, Üsküdar bizim… Sen yoksan yanımda, ahh iki gözüm; Şimdi moda ince kaşmış neyime?
Duydun mu saçıma aklar karışmış? Ayşe teyze kocasıyla barışmış… Heybeli de kara gözler yarışmış; En güzeli şen bakışmış, neyime?
Bende hatırası eski bir resim; Varsın uzaklarda bitsin nefesim! Çünkü artık parçalanmış kafesim; Yar gönülden uçan kuşmuş neyime? İbrahim DAMAR
HALK BÖYLE İSTİYOR Sevgili Oğlum Bugün tam 17 yaşındasın Görüyorum ki artık Herşeyin farkındasın Ama ne zaman ararsam seni Ya diskoda Ya barda Ya da TV karşısındasın Haklısın oğlum Devir artık bu devir Sen de çemberini çağına göre çevir Senin neyine resim roman şiir Senin sanat vesair Ne diyor meşhur TV büyükleri Vur patlasın çal oynasın Devir artık bu devir
Nasılsa Son düğmesi de koptu insanlığın Vefa can çekişiyor arka sokaklarda Umut mendil sallıyor giden trenlerin ardından Onur adres arıyor mezarlıkların ardından Dostluklar çöp tenekelerinde sahipsiz Ve anahtar teslimi aşklar satılık köşe başlarında, Hem de üç kuruş mutluluklara...
Ama sen de haklısın. Sana mı kaldı Kurtarmak vatanı? Sana mı kaldı Uyandırmak yatanı? Sana mı kaldı Duvara yapıştırmak Bu memleketi satanı? Anasını ağlatanı...
Gel görki oğlum! Senin de kurtuluşun yok bu gidişle Ne etsen, ne yapsan Bir düğün bir bayram Bir lale devri Hangi ekrana baksan...
Kim kiminle evleniyor? Kim kiminle çıldırıyor? Kim kime daldan dala Gelinim olur musun? diyor Kimisi sahte gelin Kimisi zengin bir prens Kimisi de insanlıktan bir yudum nefes Bekliyor da bekliyor Bak hergün ayrı bir kanalda Bambaşka bir "ünlüler çiftliği" Her kanalda şöhret olmanın dayanılmaz hafifliği Ve işte böyle Pazara dökülüyor bir bir Herkesin yumak yumak ipliği Yıllar varki oğlum Birileri işte Bizi hep böyle gözetliyor... Ve sen de görüyorsun ki Bu sahneler Bizi ne güzel özetliyor
Kimin umurunda yarınlar Kimin umurunda çocuklar Kimin umurunda bu isyankar çığlıklar Bir kavgadır Bir yarıştır Bir rezalettir gidiyor Kime sorsan Cevaplar dünden hazır Halk böyle istiyor oğlum Gel görki Bir reyting uğruna Ne güneşler batıyor oğlum Ne güneşler batıyor...
EN GÜZEL SONBAHARDA AĞLANIR
Size şiirler söyleyecektim
Saçlarımda ay ışığıyla gelip Yetim bir yakamoz gibi Sokulup rüyalarınıza İki kaşınızın ortasından öpecektim Uçurum gibi mısralar dudaklarımda
Korkmayın diyecektim; Korkmayın en fazla sizin de uykunuz kaçar Yüreğimde demledim ateş gibi çayınızı En güzel çiçekler uçurumlarda açar
Dudaklarımı kanatmasaydı Gözyaşınızdan bana düşen sır Gölgem büyürken kaldırımlarınızda Biliyordum beklediğinizi perdelerin arkasında Kahvenin telvesine sorduğunuzu beni Adımın yasak olduğu odalarınızda
Korkmayın diyecektim; Korkmayın en fazla sizin de uykunuz kaçar Ürkek olmazdı bu kadar mısralarım İki şehrin arasında vurulmasaydı kuşlar
Yaşlı yanaklarınıza dokunur gibi Ayaklarım namahrem sokaklarınızı çiğnerken Kundaklanmasaydı Kafdağı Şu taş duvar olmasaydı mesela Eski bir şarkının çarpıp yankılandığı Düşmeseydi gölgeniz yollarıma Aylardan eylül olmasaydı Hüznün bir adı da sonbahar
Korkmayın diyecektim; Korkmayın en fazla sizin de uykunuz kaçar Ama en güzel sonbaharda ağlanır Dökülürken ömrünüzden ateş renkli yapraklar Sahan ÇOKER
MESNEVİ
Yazık ki akşam oldu biz yine yalnız kaldık
Bir kıyısı görünmez denize daldık
Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede
ALLAH"ın denizinde ALLAH"tan uzak kaldık...
(Mevlana)
GİDENLER
Niceleri geldi , neler istediler, Sonunda dünyayı bırakıp gittiler: Sen hiç gitmeyecek gibisin , değil mi? O gidenler de hep senin gibiydiler
(Ömer Hayyam)
GAYRET Kapattık bazı kapıları dostlar…
Kör bir kilit vurduk üzerlerine..
Şimdi açılırlar mı yeniden, en tılsımlı sözleri söylesek?..
Yahut yeni kapılar açsak, kaybettiklerimizin peşine düşsek..
Kör kilitli kapıları açmak gerek dostlar..
Biraz cesaret gerek belki..
Gerçeklerle yüzleşmeye cesaret, gerçekleri kabullenmeye cesaret..
Ve gayret, ve gayret…
En uzak mesafe ne Afrika"dır, ne Çin, ne Hindistan, ne seyyareler, ne de yıldızlar geceleri ışıldayan... En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir birbirini anlamayan.....
Can Yücel Yalnızlığa dayanırım da, Bir başınalığa asla, Yaşlanmak hoş değil, Duvarlara baka baka. Bir dost göz arayışıyla, Saat tıkırtısıyla... Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla, Ama; ""Günün aydın, Akşamın iyi olsun"" Diyen biri olmalı. Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda. Yoksa zor değil, hiç zor değil, Demli çayı bardakta karıştırıp, Bir başına yudumlamak doyasıya. Ama ""Çaya kaç şeker alırsın?"" Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...
CAN YÜCEL